YÜKSEL ERTAN 90 YAŞINDA
Logolar tasarladı, çocuklara hayal kurdurdu, iki kültür arasında sessizce köprüler oluşturdu…
Ali YILDIRIM / AYPA.TV – 01.07.2026
Bir insan gerçekten ne zaman ölür?
Kalbi durduğunda mı?
Toprağa verildiğinde mi?
Yoksa adını son kez anan insan da sustuğunda mı?
Bu sorunun cevabı belki de Berlin’in mütevazı bir çalışma odasında saklı.
Duvarında Ülker’in logosu…
Hemen yanında Kaplan Döner’in amblemi…
AYPA.TV logosu…
Nasreddin Hoca…
Çocuk portreleri…
Ve çalışma masasının üzerinde yarım kalmış bir çizim…
Sanki sanatçısı biraz sonra kahvesini alıp geri dönecekmiş gibi…
Ama dönmedi.
4 Nisan 2021’de Yüksel Ertan, ardında binlerce çizgi, yüzlerce logo, sayısız çocuk gülümsemesi ve anlatılmayı bekleyen büyük bir hikâye bırakarak aramızdan ayrıldı.
Bugün ise bambaşka bir gün.
Bugün 1 Temmuz 2026.
Eğer yaşasaydı, 90 yaşına girecekti.
Biz de bu özel sayı kapak taslağını, yalnızca bir doğum gününü kutlamak için değil, sessiz sedasız yaşayan ve sessiz sedasız büyük izler bırakan bir sanatçının hakkını teslim etmek için hazırladık.
Çünkü bazı insanlar, yalnızca yaşadıkları dönemi değil, gelecek kuşakları da çizer.
Yüksel Ertan onlardan biriydi.
TÜRKİYE’NİN GÖRDÜĞÜ AMA ADINI BİLMEDİĞİ SANATÇI
Türkiye’de milyonlarca insan onun çalışmalarını gördü.
Milyonlarca çocuk onun çizgileriyle büyüdü.
Milyonlarca insan onun tasarladığı logolarla alışveriş yaptı.
Ama çok az kişi o çizgilerin arkasındaki ismi biliyordu.
Yüksel Ertan…
O, kendisini hiçbir zaman ön plana çıkarmayan sanatçılardandı.
Eserleri konuşsun isterdi.
Belki de bu yüzden, grafik sanatının görünmez kahramanlarından biri olarak kaldı.
Yıllar boyunca yaptığı çalışmalar, markaların önüne geçti.
O ise sessizce yeni bir çizime başladı.
BİR LOGODAN ÇOK DAHA FAZLASI
Grafik tasarım çoğu zaman yalnızca estetik olarak görülür.
Oysa iyi bir logo, onlarca yıl yaşayabilir.
Yüksel Ertan bunu çok erken fark etmişti.
Türkiye ve Almanya’da faaliyet gösteren çok sayıda firma için kurumsal kimlik hazırladı.
Kaplan Döner…
Ülker…
Ve daha niceleri…
Bugün hâlâ kullanılan bazı logolar, onun masasından çıktı.
Bir logo tasarlarken yalnızca harfleri değil, markanın karakterini de çiziyordu.
Bu yüzden yaptığı işler eskimedi.
ÇOCUKLARIN YÜKSEL DEDESİ
Yüksel Ertan’ı yalnızca grafik sanatçısı olarak tanımlamak eksik kalır.
Onu çocuklar “Yüksel Dede” olarak tanıyordu.
Kinder Magazin…
Çocuk Dergisi…
Nasreddin Hoca…
Ali ile Susi…
Bütün bunlar yalnızca yayın projeleri değildi.
Berlin’de büyüyen iki dilli çocuklara hazırlanmış kültürel bir köprüydü.
Ali ile Susi’nin konuşmalarına bugün yeniden baktığımızda bunu daha iyi görüyoruz.
Bir bölümde Alman çocukları Türk kültürünü öğreniyor.
Diğer bölümde Türk çocukları Alman geleneklerini keşfediyor.
Kimse kimseye üstünlük taslamıyor.
Kimse diğerini eğitmiyor.
İki çocuk birbirini dinliyor.
Soruyor.
Şaşırıyor.
Öğreniyor.
Bugün “kültürlerarası eğitim” diye anlattığımız yaklaşımı, Yüksel Ertan yıllar önce çocuklara çizgilerle anlatıyordu.

NASREDDİN HOCA BERLİN’DE
Anadolu’nun en bilge mizah ustası…
Berlin’deki çocuklarla buluşuyordu.
Yüksel Ertan’ın çizdiği Nasreddin Hoca, klasik kitap resimlerinden farklıydı.
Canlıydı.
Sevimliydi.
Konuşuyordu.
Çocuklarla arkadaş oluyordu.
Belki de bu yüzden, Almanya’da doğup büyüyen yüzlerce çocuk Nasreddin Hoca’yı ilk kez onun çizgileriyle tanıdı.
Bu, kültürel aktarımın en güzel örneklerinden biriydi.
BERLİN’DE SESSİZ BİR KÜLTÜR ELÇİSİ
1990’lı yılların başında Almanya’ya geldi.
Berlin’i yalnızca yaşadığı şehir değil, ürettiği şehir yaptı.
Gazeteler…
Dernekler…
Televizyon programları…
Çocuk etkinlikleri…
23 Nisan kutlamaları…
Portre çalışmaları…
Afişler…
Broşürler…
Logolar…
Çizimler…
Berlin’deki Türk toplumunun görsel hafızasında onun izi vardır.
Bazen bir afişte…
Bazen bir davetiyede…
Bazen bir çocuk dergisinde…
Bazen de bir logoda…
SON TELEFON
2021 baharında bütün dünya gibi biz de pandemiyle mücadele ediyorduk. Dosteli Bakım Servisi yakından ilgileniyordu Üstad Yüksel Ertan ile.
1 Nisan günü ambulansla hastaneye kaldırıldığında ilk aranacak kişi olarak benim telefon numaramı vermişti.
Doktorlar sağ olsunlar.
Birkaç kez kısa da olsa telefonla görüştürdüler bizi.
Sesinde umut vardı.
Biz de iyileşeceğine inanıyorduk.
O konuşmaların son konuşmalarımız olduğunu bilmiyorduk.
4 Nisan gecesi telefon yine çaldı.
Bu kez haber başkaydı.
Berlin, büyük bir çizerini kaybetmişti.
Ben ise yalnızca bir sanatçıyı değil, yıllarca omuz omuza çalıştığım bir dostu, bir ağabeyi, bir ustayı kaybetmiştim.
YARIM KALAN HAYAL
Son yıllarda en çok konuştuğumuz konu bir sergiydi.
“Artık eserleri bir araya getirelim.” diyordu.
Pandemi izin vermedi.
Hayat izin vermedi.
Biz de yetişemedik.
İçimde hâlâ bunun burukluğu var.
Ama belki bu özel sayı, o hayalin ilk adımı olur.
Belki yarın…
Belki gelecek yıl…
Yüksel Ertan’ın eserleri, hak ettiği gibi büyük bir sergide yeniden insanlarla buluşur.
BUGÜN 90 YAŞINDA OLACAKTIN ÜSTAD
Belki yine masanın başında olacaktın.
Elinde fırça…
Karşında yeni bir çizim…
Ve muhtemelen yine kendi adından çok, yaptığın işi konuşuyor olacaktın.
Aramızdan ayrılalı beş yıl oldu.
Ama çalışma odandaki o duvar bize hâlâ aynı şeyi söylüyor:
İnsanlar gider.
Çizgiler kalır.
Logolar kalır.
Çocukların gülümsemesi kalır.
Ve geriye, sessiz ama silinmeyen bir iz kalır.
İşte o izin adı Yüksel Ertan‘dır.
Fotoğraflar: AYPA.TV, Münir Bağrıaçık, Hüseyin İşlek
Çizgi: Erdoğan Karayel
İlk yorum yapan olun